Basireti Bağlı Meslek: Şehir Planlama
Şehir plancıları genelde şehirlerde yaşarlar. Eğitim ve iş hayatları şehirlerde, hatta pek çoğu için metropol kentlerde geçer. İçerisinde çok sayıda şehir plancısının da yaşadığı, ve bir kısmının şehrin planlanmasında ve planların uygulanmasında rol, söz sahibi olduğu şehirlerimizin durumunun ve geleceğinin pek iyi olduğunu iddia etmek de olası değil. Şehirlerimiz için geçmişten bugüne sürekli planlar yapılmakta ve uygulamalar da büyük ölçüde bu planlar doğrultusunda yapılagelmektedir. Şehirlerde plan çalışmaları aralıksız sürmekte, güncellemeler sıklıkla yapılmaktadır. Kuramsal olarak, planlarda görülen eksiklik ve yanlışlıklar da sürekli plan değişiklikleri ile giderilmektedir. Bunların hepsinde bir kamu yararı gerekçesi ve şehir plancısı imzası da vardır. Peki bunca çabaya rağmen kentlerimizin görünümü neyi ifade etmektedir? Genel görünüm itibariyle planlı kent, planlı gelişen kent diye görebileceğimiz, gösterebileceğimiz bir şehrimiz var mı?
İçinde yaşadığı, her gün yollarını aşındırdığı, kaldırımlarında yürüdüğü, gözlerinin önünden geçen şehri gören, izleyen şehir plancıları yaptıkları, onayladıkları, izledikleri planlarda bir eksiklik, bir hata görüyorlar mı? Görmüyorlar ve sürekli olarak aynı yöntem ve yaklaşımlarla mevcudun benzeri planlar çizmeye devam ediyorlarsa çizgi ile gerçek arasında bir bağ kuramıyorlar mı? Çizdiklerinin yaşama yansımasının içinde yaşadıkları kentler olduğunu bilmelerine rağmen, etraflarında gördükleri eksikliklerin ve yanlışlıkların giderilebileceği bir plan çizmekten, kararlar oluşturmaktan, mesleki pratiği geliştirmekten neden uzak kalıyorlar? Üç (hatta dört) boyutlu bir yaşamdan, iki boyutlu bir paftaya aktarılacak bilgileri algılamak ve çizmekten acizler mi? Şehre bakmayı, görmeyi, bireysel analizler yapmayı beceremiyorlar mı? Neden hep aynı şeyleri tekrar edip, kentleri yaşanması zor, organizasyonu bozuk, estetikten yoksun hale getirmeye devam ediyorlar? Kopukluk nerede ve bu kopukluk nasıl oluşuyor? Plancı gördüğü, bildiği yanlışı niçin düzeltemiyor?
Birebir Ölçekte Bir Laboratuvar
Bilim insanı için laboratuvar, kurduğu varsayımı sınadığı, sonucu ölçtüğü ve bir sonraki deneyi bu sonuca göre düzelttiği yerdir. Şehir plancısının böyle bir laboratuvara sahip olmak için ayrıca bir yer kurmasına gerek yoktur: Kent, plancının kararlarının birebir ölçekte uygulandığı ve sonuçlarının her gün sergilendiği bir deney alanıdır. Paftada çizilen her yol, her yapı adası, her yoğunluk kararı birkaç yıl içinde sokakta, kaldırımda, parkta bir karşılık bulur. Üstelik plancı bu deneyin sonuçlarını izlemek için bir yere gitmek zorunda da değildir; deneyin içinde yaşamaktadır. Okula giden çocuğu, kaldırımda yürüyemeyen yaşlıyı, otopark arayan sürücüyü, güneş görmeyen pencereyi her gün görür.
Buna karşın meslek bu laboratuvardan öğrenmemektedir. Deney yapılmakta, ama sonuçları bir deftere kaydedilmemekte, bir sonraki plana aktarılmamaktadır. Aynı hatalar kentten kente, plandan plana tekrarlanmaktadır.
Görülmeyenler: Planın Öngörmediği Kent
Aşağıda plancıların her gün önünden geçtiği halde planlarına yansıtmadığı olumsuzlukları örneklemeye çalışacağım. Bu örneklerin hiçbiri yalnızca uygulama hatası ya da denetim eksikliği ile açıklanamaz; her birinin planda bir karşılığı vardır. Ne var ki bu karşılık çoğu zaman bir karardan çok bir yokluktur. Örnekler bir arada okunduğunda ortak bir örüntü de ortaya çıkar: Plan bir işlevi öngörmediğinde o işlev ortadan kalkmaz, kentteki en zayıf kamusal alana yerleşir. Sokakta bu alan kaldırım, mahallede parktır.
Kaldırım: Planlanmayan Her Şeyin Düştüğü Alan
Kaldırım, 1/1000 ölçekli plan paftasında yolun iki yanına çekilmiş ince bir şerit olarak yer alır. Genişliği, o kaldırımı kimin, hangi yoğunlukta ve hangi amaçla kullanacağına göre değil, taşıt şeritlerinden geriye kalan paya göre belirlenir. Bir okulun, hastanenin, çarşının ya da toplu taşıma durağının önündeki kaldırım ile sakin bir konut sokağının kaldırımı aynı ölçüyle çizilir. Planlamada öncelik taşıt hareketliliği olduğundan kaldırım, yol çiziminin bir kenar süsü olarak algılanır.
Oysa bu kenar süsü, planın öngörmediği her işlevin sığındığı yer olur. Bisiklet ve scooter için ayrı yol tasarlanmadığından bu araçlar kaldırımı kullanır; yaya, kendisine ayrılmış tek alanı hızla hareket eden araçlarla paylaşmak zorunda kalır. Elektrik, telekomünikasyon ve doğalgaz şebekelerinin dağıtım kutuları için yol kesitinde bir yer öngörülmediğinden kutular kaldırımın ortasına dikilir. Son yıllarda bunlara banka otomatları eklenmiştir: Bina cephesinden kaldırıma taşan otomatlar ve önlerinde oluşan kuyruklar, her geçen gün yaya hareketini biraz daha kısıtlamaktadır. Belediyelerin ekmek ve benzeri ürünleri sattığı büfelere planlarda yer ayrılmaz; ticari büfeler de aynı nedenle kaldırımın ortasına yerleşir. Taksi durakları için plan kararı olmadığından duraklar ve bekleyen araçlar kaldırımı işgal eder, kaldırım daraltılır, taksi şeridi açılır. Çöp konteynerleri, aydınlatma direkleri, trafik levhaları ve tabelalar için bir kent mobilyası şeridi tanımlanmadığından her biri kaldırımda rastgele bir yer bulur. Zemin kat ticareti tezgâhını, masasını, sandalyesini kaldırıma taşır. Otopark politikası olmayan kentte otomobil de sonunda kaldırıma çıkar.
Bu sorunların hiçbiri öngörülemez değildir. Bir okulun önünde kaç öğrencinin bekleyeceği, bir ticaret aksında yaya yoğunluğunun ne olacağı, bir mahalleye kaç trafo ve kaç dağıtım kutusu gerekeceği plan yapılırken bilinebilir. Öngörüsüzlük bilgi eksikliğinden değil, kaldırımın planlamada bir tasarım konusu olarak görülmemesinden kaynaklanır. Plan yayaya bir şerit ayırmış gibi görünür, ama aslında o şeridi yalnızca boş bırakmıştır. Boş bırakılan her kamusal alan gibi kaldırım da en güçlü kullanıcının işgaline açıktır. Sokak alanında yaya, kendisini savunacak bir sahibi olmayan kullanıcıdır. Kentteki mülksüzün konumu ile kaldırımdaki yayanın konumu arasındaki benzerlik bu nedenle rastlantı değildir.
Teknik Altyapı: Donatıyı Yiyen Öngörüsüzlük
Aynı öngörüsüzlük teknik altyapı alanlarında da tekrarlanır. Bir mahallenin yaşaması için trafo merkezlerine, doğalgaz basınç düşürme istasyonlarına, su deposu ve pompa istasyonlarına, haberleşme tesislerine ihtiyaç vardır. Bu ihtiyaç nüfus ve yoğunluk kararıyla birlikte hesaplanabilir. Ne var ki planlarda yeterli teknik altyapı alanı ayrılmaz; ayrılan alanlar da yoğunluk artışlarıyla birlikte yetersiz kalır. Sonuçta trafo parka, regülatör yeşil alana, baz istasyonu oyun alanının kenarına konulur. Kâğıt üzerindeki donatı hesabı tutar, kişi başına düşen yeşil alan standardı sağlanmış görünür; sahadaki park ise küçülmüş, bölünmüş ve kullanılmaz hale gelmiştir. Teknik altyapıya yer ayırmayan plan, trafoyu parka gönderir.
Kavşak, Meydan ve Yaya Güvenliği
Kavşaklar taşıt akışının kesintisiz sürmesi için tasarlanır. Dönüş yarıçapları büyütülür, yaya geçitleri kavşaktan uzaklaştırılır, yayanın karşıya geçme süresi taşıtın bekleme süresine göre ayarlanır. Yaya için güvensiz kavşaklar böyle ortaya çıkar. Büyük kentlerde köprülü kavşaklar ve kent içi otoyollar mahalleleri birbirinden koparır; aynı mahallenin iki yakası arasındaki yürüme mesafesi üst ve alt geçitlerle uzar.
Bu arada kavşak, planlarda ve gündelik dilde meydanın yerine konmuştur. Oysa kavşak meydan değildir. Meydan, insanların durduğu, buluştuğu, oturduğu, kentin ortak yaşamını paylaştığı yerdir; kavşak ise taşıtın geçip gittiği yerdir. Planlarda meydan bir işlev olarak tanımlanmadığından mahalleler, hatta kentler meydansız kalmaktadır.
Yapı Biçimi, Yoğunluk ve Kentin Görünümü
Sokakların ve binaların güneş alıp almaması, yol genişliği ile bina yüksekliği arasındaki orana, yapı adalarının yönlenmesine ve binalar arasındaki mesafeye bağlıdır. Bu oran planın ilk onayında bir ölçüde gözetilse bile sonraki kat artışı kararlarıyla bozulur. Yol aynı genişlikte kalır, binalar yükselir; sokak, güneş görmeyen dar bir koridora dönüşür. Alt katlarda yaşayanlar gün ışığından, sokak ise havalanmadan yoksun kalır.
Kat artışları kentin siluetini de bozar. Topoğrafyayı, tarihî dokuyu, kentin simge yapılarını ve manzara koridorlarını gözetmeyen yoğunluk kararları, her kentte birbirine benzeyen, kimliksiz bir görünüm üretir. Yol ve cadde boyunca aralıksız uzanan bitişik yapılar ise ada içinin havalanmasını ve güneş almasını, sokaktan ada içine geçişi engeller; yayayı uzun yollar dolaşmaya zorlar, otopark sorununu kangrenleştirir.
Bütün bu sorunlarda ortak nokta, plan değişikliğinin kuramda bir düzeltme aracı olarak tanımlanmasına karşın pratikte yoğunluk artırma aracına dönüşmüş olmasıdır. Yanlış düzeltilmez, büyütülür.
Donatı ve Adalet
Planlarda donatı alanları ihtiyacın olduğu yere değil, çoğu zaman boş kalan, şekilsiz ya da imar açısından değersiz parçalara yerleştirilir. Bu nedenle donatıların kent içindeki dağılımı adaletsizdir: Bazı mahalleler okula, sağlık tesisine, parka yürüme mesafesindeyken bazı mahallelerin sakinleri bu hizmetlere ancak araçla ulaşabilir. Parsel düzenlemesinden artakalan, yol kenarına sıkışmış ya da eğimli dar alanlar yeşil alan olarak işaretlenir; ortaya kimsenin kullanmadığı işlevsiz parklar ve oyun alanları çıkar.
Bir de planda yer alan ama hiç gerçekleşmeyen donatılar vardır. Kamulaştırma bütçesi ve takvimi olmadan park, okul ya da sağlık alanı olarak ayrılan taşınmazlar yıllarca bekler; sahipleri mülklerini kullanamaz, kent de donatıya kavuşamaz. Bu hayalet donatıların önemli bir kısmı sonunda bir plan değişikliğiyle konut ya da ticaret alanına dönüşür. Gerçekleştirme aracı olmadan çizilen plan, bir vaatler listesinden öteye geçemez.
Ulaşım ve Erişim
Kentlerimizin ulaşım sorunu çoğunlukla taşıt trafiğinin sıkışıklığı olarak tanımlanır ve çözüm de yeni yollarda, genişletilen caddelerde, köprülü kavşaklarda aranır. Oysa asıl sorun erişimdir: İnsanların işe, okula, sağlık hizmetine, alışverişe ne kadar sürede, hangi maliyetle ve ne kadar güvenle ulaşabildiğidir. Toplu taşıma durağına ulaşmak için uzun ve güvensiz yollar yürümek gerekir; bisiklet yolları birkaç yüz metre sonra kesilir, bir ağ oluşturmaz.
Yetersiz otopark alanı sorunu da aynı yanlış tanımın ürünüdür. Bina altı otopark zorunlulukları uygulanmadığında ya da otopark bedeline dönüştürülüp karşılığında otopark yapılmadığında sokaklar otoparka dönüşür. Çözüm her binanın önüne otopark açmak değil, otomobil kullanımını, toplu taşımayı ve otopark arzını birlikte düşünen bir otopark politikasıdır. Ulaşım planı ile imar planı birbirinden ayrı yürüdükçe, bir planın yarattığı talebi öbürü karşılamaya çalışır ve hiçbiri başaramaz.
Çevre ve Afet
Planların en ağır sonuçlu öngörüsüzlükleri doğa ile ilişkide ortaya çıkar. Dere yatakları kapatılır, üzerlerine yol ve yapı yapılır; ilk şiddetli yağışta su eski yatağını arar. Fay zonları ve zayıf zeminler imara açılır, afet sonrası toplanma alanları ya hiç ayrılmaz ya da zamanla başka kullanımlara verilir. 6 Şubat 2023 depremleri, yer seçimi ve zemin kararlarının ne denli hayati olduğunu bir kez daha gösterdi.
Rüzgâr koridorlarını kapatan yapılaşma, geçirimsiz yüzeylerin yaygınlaşması ve yeşil alanların parçalanması kentsel ısı adası etkisini artırır. Eğimli arazide topoğrafyayı yok sayarak çizilen ızgara planlar, eğime dik yollar ve dev istinat duvarları üretir. Tarım toprakları ve su havzaları, nüfus projeksiyonlarının çok üzerinde ayrılan imar alanlarıyla yapılaşmaya açılır; bu alanların bir kısmı altyapısız, sıçramalı bir çeper gelişmesine sahne olur.
Plancılar Görüyor (mu)?
Bu örneklerin hiçbiri plancının gözünden kaçacak türden değildir. Hepsi kentin her gün yaşanan, herkesin gördüğü ve şikâyet ettiği sorunlarıdır. O halde girişteki soruya dönmek gerekir: Plancılar bunları görüyor mu? Kanımca görüyorlar. Sorun görmekte değil, görülenin plana girememesindedir. Bu kopukluğun birkaç kaynağı var.
Birincisi, planın zamanı yoktur. Türkiye’de imar planı onayla başlar ve onayla biter. Planın uygulanması izlenmez, uygulamanın sonuçları ölçülmez, planın hedeflerine ne ölçüde ulaştığı değerlendirilmez. Laboratuvarda deney yapılır, ama sonuç defteri tutulmaz. Bir sonraki plan, bir öncekinin sonuçlarından değil, aynı şablondan yola çıkar.
İkincisi, planın bütçesi yoktur. Plan bir kararlar bütünü olarak çizilir, ama bu kararların hangi kaynakla, hangi sırayla ve kim tarafından gerçekleştirileceği planın konusu değildir. Hayalet donatılar, kopuk bisiklet yolları, yapılmayan otoparklar bu eksikliğin sonuçlarıdır.
Üçüncüsü, plan kenti değil parseli düzenler. Planın asıl işlevi parsellere yapılaşma hakkı dağıtmak haline gelmiştir. Parselin sınırında biten bir plan için kaldırım, sokak kesiti, güneşlenme, ada içi boşluk ikincil konulardır; bunlar kimsenin mülkü olmayan, bu nedenle de kimsenin savunmadığı alanlardır. Plan değişikliklerinin büyük çoğunluğunun yoğunluk artışı talebinden doğması da bunun sonucudur: Plana müdahale eden güç, mülkiyetin gücüdür.
Dördüncüsü, ölçekler ve kurumlar arasında kopukluk vardır. 1/1000 ölçekli plan ile uygulama projesi arasında yol kesitini, kaldırım düzenini, kent mobilyasını, altyapı tesislerinin yerini belirleyen bir tasarım ölçeği yoktur. Elektrik, doğalgaz, telekomünikasyon, su ve ulaşım kurumları kendi kararlarını kendi takvimleriyle verir; plan bu kararları ne öngörür ne de düzenler. Kaldırımdaki kutu planın değil başka bir kurumun kararıdır; ama o kutuya yer ayırmamak planın kararıdır.
Beşincisi, yönetmelikler planı şablona dönüştürür. Tip imar yönetmelikleri çekme mesafelerini, yapı yüksekliklerini, yapılaşma koşullarını her kent için aynı kurallarla belirler. Plancı farklı çizmek istese de her kentte aynı ada, aynı bina, aynı sokak ortaya çıkar.
Altıncısı, plancı bir imza makamına dönüşmüştür. Plan kararlarının önemli bir kısmı plancının masasına gelmeden, idarenin ya da taşınmaz sahibinin talebiyle biçimlenir. Plancıdan beklenen, bu talebe teknik bir biçim ve bir kamu yararı gerekçesi vermektir. Girişte söz edilen imza bu noktada önem kazanır: Her plan değişikliğinde bir kamu yararı gerekçesi ve bir şehir plancısı imzası vardır. Sistemin yapısal sorunları, imzayı atan plancının sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Yedincisi, eğitim ve meslek pratiği iki boyutlu paftaya odaklanır. Kentte yürümek, gözlemlemek, ölçmek, kullanıcıyla konuşmak plan sürecinin bir aşaması olarak tanımlanmaz. Plancı kentte yaşar, ama kenti plan yaparken değil, plan yapmadığı saatlerde görür.
Sonuç: Laboratuvarı Çalıştırmak
Birebir ölçekte laboratuvarı olan bir meslek, bu laboratuvardan öğrenmeyi başardığında yanlışlarını görür ve düzeltir. Bunun için öncelikle planın onayla bitmediğini, uygulamanın sonuçlarının izlenmesi ve ölçülmesi gereken bir sürecin başlangıcı olduğunu kabul etmek gerekir. Her plan belirli aralıklarla kendi sonuçlarıyla yüzleşmelidir: Ayrılan donatı alanlarından kaçı gerçekleşti, kaldırımlar kullanıcılarına yetiyor mu, yoğunluk kararları altyapıyı ve sokağı nasıl etkiledi, plan değişiklikleri neyi düzeltti, neyi bozdu? Bu soruların yanıtları bir plan karnesinde toplanmalı ve bir sonraki plan bu karneden yola çıkmalıdır.
İkinci olarak, plan ile uygulama arasındaki tasarım ölçeği yeniden kurulmalıdır. Yol kesiti, kaldırım düzeni, bisiklet ve scooter yolları, kent mobilyası, teknik altyapı tesisleri, büfeler ve duraklar plan kararlarının içinde yer almalıdır. Üçüncü olarak, plan kenti parsellerin toplamı olarak değil, kimsenin mülkü olmayan ama herkesin kullandığı kamusal alanlarla birlikte bir bütün olarak ele almalıdır. Kaldırım, park ve meydan bu bütünün omurgasıdır.
Plancı her gün içinde yaşadığı kentin önünden geçiyor. Kaldırımda yürüyemeyen yaşlıyı, parka konulmuş trafoyu, güneş görmeyen sokağı, meydanı olmayan mahalleyi görüyor. Gördüğünü plana taşıyabildiği gün, laboratuvar da işlemeye başlayacaktır.




YORUMLAR-GÖRÜŞLER
Henüz yayınlanmış görüş yok.