Miletos kent planıŞEHİRCİLİK
YAZILARIM

Şehirler ve şehir planlama hakkında 40 yıllık birikimin yansımalarıdır.

Kentsel Toprak Sorunu  ve Şehir Planlama kapak görseli

Yayına hazırlanıyor.

Kentsel Toprak Sorunu ve Şehir Planlama

Toprağın Tarihi, Mülksüzlükten Mülkiyete - Toprak Sorununun Dünü, Bugünü, Yarını

V. Senihi KİTAPÇI

Yayınevi
Bir Yayınevi
Yayın tarihi
Eylül2026
ISBN
!!!!!
Sayfa
420
Fiyat
600.- TL

Tanıtım

Bu kitap niçin yazıldı?

Öncelikle şehirlerimizin durumuna bakıldığında görülen adeta bir plansızlık halinin nedenlerini ortaya çıkarmak için. Gerçek şudur ki: Kentlerimiz plansız değildir. Şehirlerimizin neredeyse her metrekaresi planlanmıştır. Şehirlerin çeşitli ölçeklerde yasal mevzuata uygun ve ilgili idarelerin yönetim ve denetimlerinde yapılmış binlerce planı vardır. Plansız gelişme gibi görülenin sebebi planlar olabilir mi? Planlar neyi planlamaktadır? Plan, kent arazisinin -toprağın- üzerine çizilen çizgiler ve yazılan yazılardır. Planlar ile toprağa değer katılır. Tarlalar, boş araziler arsalara dönüşür; üzerlerine yapılar yapılır. Kenti plansızmış gibi gösteren bütün yapılar ve kentsel doku, planların üretimidir.

Herkes planlı ve yaşanabilir kentler bekler ve umarken, plancılar yaşanabilir güzel ve sağlıklı bir kent tasarlamak isterken, şehirler neden böyledir? Bu kitap, kentin üzerine kurulduğu toprak, onun sahipliği ve bunun planlama ile olan ilişkisini incelemek; bunu yaparken de asıl gündem olarak toprak üzerindeki hakların tarihsel gelişmesinin izini sürerek kentsel toprak sorunu, mülkiyet ve planlama ilişki ve çelişkilerini ortaya çıkarmak amacıyla yazıldı.

Şehir planlarının temel belgesi (Türkiye’de İmar Planı) şehir toprağının durumunu gösteren haritalar üzerine çizilen çizgilerdir. Şehir planlarının ana konusu ve üzerinde işlem yaptığı şey topraktır. Kent planları bu toprak haritasının üzerinde olan ve aslında belirgin şekillerde işaretlenmedikçe görünmez olan mülkiyet (parsel) çizgileri ile ilişkilidir. Planlar şehri-toprağı planlarken mülkiyeti de planlarlar. Plan bütün kent-kentliler için yapılır ancak planlarda toprak mülkiyeti olmayanlar kapsam dışıdırlar. Kitabın konusu da ister istemez, plan, toprak, mülkiyet çerçevesinde işler.

Kitap her ne kadar toprağın tarihsel, sosyal, hukuki öyküsünü özetlemeye çalışacak olsa da bu kitap ne bir tarih kitabıdır ne bir antropoloji kitabıdır ne de bir hukuk kitabıdır: Toprak ve üzerindeki ilişkilerin değişim ve dönüşümlerinin izini süren, kent planlama ve toprak mülkiyeti, mülksüzler ilişkilerine dair geçmişten bilgiler derlemeye çalışan ve bir tez oluşturan, tezin dayanaklarını kuran bir çalışmadır. Kısa, öz ve detaysız bir anlatı içerir; ilgili okur, daha derin ve farklı bilgilere bir kısmı kaynakçada da yer alan tarih, antropoloji ve hukuk kitaplarında erişecektir.

Bu Kitabı Okurken

Bu kitapta tarih, hukuk, din, devlet ve şehircilik, yalnızca kitabın ana tezine yakınlıkları ölçüsünde kapsanmış, fikirleri açıkladıkları ölçüde ele alınmıştır: Bu kitap bir uygarlıklar tarihi, hukuk tarihi ya da dinler tarihi yazma iddiasında değildir. Başlığındaki soruna, soruya cevap arayan bir çalışmadır. Kapsamı, kapsadığı zaman dilimi çok geniştir ancak kitap sayfalarının sınırları bu konuları kitabın teziyle sınırlı tutmaya zorlamıştır.

Kitabın hazırlanma sürecinde bir yapay zekâ aracından (Claude, Anthropic) yararlanılmıştır. Bu katkı, özellikle tarihsel dönemlere ve uygarlıklara ilişkin malzemenin tasnifi, kitabın tezine uygun örneklerin seçimi ve bu malzemenin özetlenerek metne kazandırılması aşamalarında olmuştur; kitabın tezi, kavramsal çerçevesi ve önermeleri yazara aittir.

Geçmişe bugünün kavramlarını gelişigüzel taşımamaya özen gösterilmiştir. Mülkiyet, sahiplik, tasarruf, kullanım, egemenlik gibi kavramlar her dönemde aynı içerikle kullanılmamıştır; bu nedenle her dönemde “toprak kimin?” sorusundan önce “hangi hak, hangi yükümlülükle, hangi siyasal düzen içinde tanınmıştır?” sorusu sorulmuştur.

Metinde “modern” sözcüğü tarafsız bir ilerleme adı olarak kullanılmamıştır: “Modern mülkiyet” yerine kapitalist mülkiyet rejimi, “modern hukuk” yerine kapitalist çağın medeni hukuku ifadeleri tercih edilmiştir. Çünkü “modern” sözcüğü, kapitalist toplumun kendisini akıl, düzen ve çağdaşlık diliyle sunan ideolojik örtülerinden biridir.

Son olarak: Hiçbir tarihsel düzen romantikleştirilmemiştir. Ortak kullanım haklarının varlığı adaletin kendiliğinden sağlandığı anlamına gelmez; mîrî düzen, ikta, tımar, vakıf ya da commons da sömürü, hiyerarşi ve eşitsizlik içerebilir. Bunlar yalnızca, kapitalist özel mülkiyetin doğal ve tek mümkün biçim olmadığını gösterdikleri için önemlidir.

Kapsam Üzerine Kısa Not

Bu kitap bir uygarlıklar tarihi ya da genel tarih anlatısı değildir. Sümer, Babil, Mısır, Hitit, Pers, Yunan, Roma, Bizans, İslam, Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet örnekleri, insanlık tarihindeki bütün toprak rejimlerini temsil ettikleri için değil; bu ülkeye miras kalan toprak üzerindeki yönetim, kullanım, tasarruf, egemenlik, hukuk ve mülkiyet ilişkilerinin belirgin izlerini gösterdikleri için seçilmiştir.

Bu nedenle metinde yer almayan uygarlıklar önemsiz sayılmamaktadır. Uzak Asya, Kuzey Avrupa, Afrika, Amerika ya da başka tarihsel coğrafyalardan örnekler kuşkusuz eklenebilir. Ancak bu çalışmanın amacı bütün tarihsel çeşitliliği tüketmek değil, bugünkü Türkiye’de toprak, mülkiyet, planlama ve mülksüzlük sorununu anlamaya yarayacak ana dönüşüm hatlarını görünür kılmaktır.

YORUMLAR-GÖRÜŞLER

İyi Kitap.

İsimsiz
Yazarın yanıtı

Teşekkürler

Güzel kitap. Çok beğendim.

senihi

Bu kitap okunur...

ali
Yazarın yanıtı

cevap